Cart

Cart

ZAMANSIZ

Hesiodos, “En belalısı Toprak oğullarının” diye tanımlar Kronos’u. Babasını hadım edip çocuklarını yutan bu figür, Yunan mit dünyasının kuşkusuz en kötü tanrılarından biridir.

Oysa her uygarlıkta biraz değişerek, giderek ilksel kimliğinden sıyrılıp başka bir şeye dönüşen mitsel figürlerin üzeri kazındığında bambaşka anlatılar çıkar ortaya.

Bugün bize kronometreyi miras bırakan zamanın sembolü Kronos, korkutucu, yıkıcı oluşunun tersine birçok uygarlıkta başka adların altında Altın Çağ’ın simgesidir aynı zamanda. Geçmişte kalmıştır ama ideal bir gelecekte geri dönecektir. Ve çoğunlukla bir döngüye, insanoğlunun değişimine, dönüşümüne ve olası dönüşlerine işaret eder. Kısaca bugün sıkça kullandığımız diyalektik kavramının başında yer alır.

Zamanı temsil eden Kronos’un bizzat kendisi zamansızdır. Ortaya çıktığında yaşamı yeniler. Geçmişi dönüştürür. Sonda ve başlangıçta yer alır. Daha ötesi ona nasıl baktığınız onu nasıl yorumladığınızla ilgilenir. Başlangıçta yıkıcı ve yıpratıcıdır; tekrar dönüp baktığınızda yapıcı ve yaratıcı. Geride bıraktığını düşündüğümüz çocuklarını yeniden doğurur. Başka bir deyişle geçmişten ödünç alır, sonra geleceğe bırakır.

Garip bir şekilde zamanın algısı, çağımız sanatınınkiyle örtüşür. 20. yüzyılla beraber sanat; sanat ve sanatçılar üzerinden karşı çıkışın, manifestoların, yenilikçiliğin, ödünç almanın, geri dönüşün, yeniden üretmenin tarihini de anlatır.

Çünkü sanat, salt yaratı olmanın ötesinde yeniden keşfediş, bakışın değişimi, zamanın tersyüz oluşudur.

Yaşama ve üretilene dair tüm olasılıklardan beslenip tekniğin, bilimin geliştirdiğini sonuna kadar kullanırken andan öncesine, sonrasına ve belirsiz bir geleceğe bakar.

Onu böylesine çekici kılan da bu belirsizliğidir. Belirsizlik, tedirgin edici olduğu kadar baştan çıkarıcıdır.

Söz konusu sanat olduğunda örnekler sonsuzdur. Kübist kolajlara gazetelerin gündelik haberleri, tahta parçaları girer geleneksel boya malzemesi yerine. Dada, Duchamp’la hazır nesneyi keşfeder ve onu yıkıcılığın simgesine dönüştürür. Pop Art’a gelinceye kadar popüler kültür sadece popüler kültürdür ve tek amacı eğlence ya da şimdinin günlük moda deyimiyle iyi hissetme aracıdır. Pop Art sıradan olanı dönüştürür. Yeniden keşfetmenin hınzır sarhoşluğuyla galerilere gönderir. 20. yüzyılı ikinci yarısında bir grup kadın sanatçı, kadınsı diye nitelendirilip aşağılanan her şeyi sanat nesnesi haline getirir. Ev düzenlemekten doğurmaya, temizlikten yorgan yamalarına kadar artık o müstehzi kadınsılık yüce sanat nesnesinin ta kendisidir.

Bahar Oganer ve Ozan Oganer bu sergilerinde geçmişten ve bugünden; kendilerinden ve var olandan harmanladıkları eserleriyle mekanda zamansızlığın izini sürüyorlar.

Farklı kimliklerin bir araya gelişi üzerinden düne, bugüne; yaşama ve çağa karşılık veren eserleriyle iki sanatçının tek düzlemde, sıçramalarla buluşması biçim ve içerik yönünden de farklı okumaları beraberinde getiriyor.

Ozan Oganer: Toplumsal Hafızanın Simgelerinden Biri Olarak Dantel ve Diğerleri

Çocukluğumuzun hafızasına kazınmış, yaşamın şekillenmesine katkı sağlamış, değerliyi, kırılganı, önemliyi koruyan ama sırf kendi oluşuyla değerli ve kırılgan olan dantel. Özenilesi nesne.

Yasağın göstergesi, örten, örterken açık eden; gizleyen, dikkat çeken, kadın ve erkek rollerini betimleyen…

Sessizce anlatan, anlatan; ama hiç susmadan anlatan…

Hüner ve marifettir önce dantel. Kadının incelikli örüşüdür. Kadının yaşamını tığla kurgulamasıdır. Yapabileceklerinin, verebileceklerinin, koruyabileceklerinin göstergesidir. Geçmişten aldığı öğretiyi, geleceğe taşımasıdır. Anne-kız arasındaki aktarımdır. Ev içindeki saygınlığıdır, dokunulmazlığının, hakim olduğu alanların simgesidir.

Ve bir o kadar geleneksel rollerin sağlamasıdır. Hapsoluşun güzellemesidir. Feminist bir bakış açısıyla dantel, varlığın bir mekana, ödünç alınmış yaşamlara adanmasıdır, koca bir yaşamın üniformaya sokulmasıdır.

Ozan Oganer’in danteli bir malzemeye dönüştürmesi, geleneğin koşulsuz sürdüğü zamanların sonunda tüm çağrışımlara bir cevap niteliğinde. Erkeğin bakış açısından, toplumsal hafızaya, rollere ve dönüşüme ilişkin çağrışımlarla beslenen aykırı bir gönderme.

Oganer, günlük yaşamın, figürün duruşunun, simgelerin anlatımında malzemeyi araçsallaştırıyor. Kolalanarak hayatımıza giren nesneyi, serleştirerek heykele, sanat nesnesine dönüştürüyor. Bilindik anlamını bozuyor. Anlamsız bir bakış, zoraki bir gülümseme ardından zihnin uzak köşelerinde dolaşan bir yolculuğa çıkarıyor.

Yaşamımızın bütün alanlarına sinmiş bir nesnenin sorgulama ve reddedişin sonundaki kabullenişin seçeneklerinden birini sunuyor. Kadınla erkeğin arasındaki uzak, çekişmeli, çelişkili, sessiz iletişimin sanıldığı kadar mesafeli olmadığını gösteriyor. Bazen, siyah-beyaz zamanlardan kalma televizyonların, çivitle yıkanıp kolalanmış bembeyaz koruyucularının, renge, çoğula, çeşitliliğe açılabileceğini imliyor. Malzemeyi uzun zamanın uzak görüntüsünden uzaklaştırıp bu kez gerçek anlamda yaşamın içine sokarak ruhun barışçıl yanını gösteriyor. Gidip gelen her duyguyu sorgulayarak, sorgulatarak…

Ve elbette diğerleri…

Dantelin yanına diğer malzemeleri katıyor Ozan Oganer. Denemek üzerine düşünüyor. Gündelik devinimini heykele dönüştürüyor. Süslemeyi sabit kılıyor. Tek form üzerinden ayrıntıları çoğaltıyor.

Geçmişten ve bugünden ödünç alırken alımlayıcının zamanını da ödünç alıyor. Yapıtın karşısında zaman geçirmesi adına onu zorluyor.

Tekniğin ötesinde, sanatçıya, izleyiciye dair olanı görmenin yolunu gösteriyor. Merakı kışkırtarak…

Bahar Oganer: Belirsiz Şimdiki Zaman

Renk, çizgi, form, yüzey; pop, motif; yüz, beden, imge, fotoğrafik imge, kurgu…

Bahar Oganer’in resmine ilk bakış, çağdaş sanatla birlikte dönüşen görme biçimlerine dair kelimeleri art arda sıralamanıza neden olabilir.

Pop, kurgulanmış bir dünyanın anlık görüntülerini kullanır. Bir anlığına gerçeklikten kopuşa, zihnin duruşuna, anda başka bir yerde olabilme duygusuna referans verir. Bu referanslar sıklıkla Pop Art’ın ortaya çıkışıyla karıştırılır. Bugün çoğunlukla Amerika odaklı değerlendirilse de bu akımın doğduğu yer İngiltere’dir ve ilk örnekler tam da İngilizlere özgü gayet sivri dilli bir eleştiriyi barındırır. İngiliz sanatçılar genellikle kalıplara sokulan yaşamın tekil bakış açısını tam da bakılması istenen yerden ironik bir tavırla yeniden göstermişlerdir.

Bahar Oganer’in resmi, Pop Art’ın mirasçısı olarak değerlendirilebilir mi? İlk elden bu sorunun cevabı kuşkuya yer bırakmayacak kadar nettir: Evet…

Yalnız bir parantezle. Pop çağrışımı önce renklerde belirir ama kadraj değişmiştir. Anların, ikonların, stillerin yerini yapıtlardaki figürün bakışı, kadrajı alır. Başlangıçta yüzü görünmeyen figür, sanatçıyı olduğu kadar anonimliği de temsil eder. Özetle dünyanın herhangi bir yerinde, bu çağda yaşayan kentli genç kadın imgesi.

Anın bir anlığına donuşu, fotoğrafik bir temsil. Bu cümlenin hemen ardından başka bir soru gelir: Fotoğraf, gerçekten anı dondurup anıyı kaydeden bir araç olabilir mi?

Fotoğraf kaydettiği anda artık geçmişe aittir. Geçmişi şimdiye taşıdığında bile uzaktadır. Fotoğrafa bakış, hiçbir zaman gerçeğin kendisine bakış değildir. Kaydedilen görüntü her seferinde yeni anlamlarla değişir. Anılar dönüşür. İmge, her ele alındığında yeniden kurgulayan zihnin oyun aracı olur. Aslında her seferinde yüzler silikleşir, yiter, sonra yeniden tanımlanır.

Oganer’in eserlerinin esası fotografik bir kurguya gönderme yapar. Yalnız fotoğrafın resimde kurgulanışı değil, bizzat bir sahne kurgusudur karşımızdaki. Onlarca denemeden sonraki kusursuzluğun arayışı. Bu yapıtlarda yüzey bir sahneye döner. Gerçeğin çarpıtılışı oyunsuluğun çekiciliğine dönüşür. Kendi bakış açısından görmeye davet eden, zorlayan figür aynı zamanda katarsisi yaratır. Bakışın ısrarla yüzeyde gezinip bir anda sabitlendiği, figürle kurulan iletişimde özneyle figürün yer değiştirdiği bir katarsisi…

Sonra motiflere döner sanatçı. Daha önce kullandığı motif, belirleyici bir role bürünür. Bir sinema ya da öykü anlatısında biraz önce öyküyü destekleyen figürün giderek kahramana, kurgunun kendisine dönüşmesi, hikayenin tamamlayıcısı olması gibi.

Artık yüzler ve figürler de daha belirgin ve değişkendir. Kendinden çıkıp dünyaya bakışıdır bu sanatçının. Var olanın dönüşümüdür çalışmalar.

Son çalışmaları ile kendi sanatının tarihine dair bir yolculuğa çıkar Bahar Oganer. Önceyi bugüne taşır. Diyalektiğin aynı ama farklı ilkesini yapıtları üzerinden yeniden yorumlar, gösterir.

Başka bir deyişle başlangıcıyla, öncesiz ve sonrasızdır yapıtlar. Tıpkı günümüz sanatı gibi…

Çağdaş sanat deneyimi, salt kendi oluşuyla zamansızdır. Geçtiğimiz yüzyıldan bu yana çağımızın sanatçısı, geçmişin, bugünün ve geleceğin olası kaynaklarını kullanır.

Lascaux Mağarası, uzay yolu, köşedeki televizyon, bedenin sınırları, biriktirilmiş, öylesine atılmış nesneler, değer biçtiklerimiz ve değersiz gördüklerimiz…

Her şey günümüz sanatçısı için yeni bir yaratım, anlatım alanına dönüşebilir.

Bu yüzden yapıtlara not olarak düşülen tarih sadece üretimin anını gösterir. Onu görmezden geldiğinizde 20. ya da 21. yüzyılda herhangi bir zamanda ve herhangi bir yerde ortaya çıktığını anımsatır.

Çağdaş sanat deneyimi, bakıştan ve bir an sonrasında bakışın örtülmesinin ardından kişisel olandan dünyaya ait olana kadar sonsuz yorumları beraberinde getirir.

Gertrude Grunow Bauhaus derslerinde öğrencilerinden gözlerini açıp kadından erkeğe doğal bir şekilde akan enerjiyi hissetmelerini ister.

Belki onun düşüncesine bir şey daha eklemek gerek. Eserlere bakın. Sonra bir an gözlerinizi kapayıp malzemenin, kadrajın, görüntünün ardından, salt bir eserin yaşattığı deneyimin sonsuz çağrışımlarına, nesneden kaynaklanan akışa bakın.

Çünkü bazen üst üste bindirilmiş anılardır zaman. Anlık görüntüler, yer değiştirmeler, yeniden kurgulamalardır.

Çağdaş sanat deneyimi aynı zamanda zamansızlığın deneyimidir. Çok uzun zamana sığdırılmış anın deneyimi.

Gözlerinizi açtığınızda ve ışıklar yandığında yaşam karşılayacak sizi. Baudrillar’dan dönüştürülmüş bir Matrix repliğiyle…

“Gerçeğin çölüne hoş geldin…”

 

Nilgün Yüksel