Cart

Cart

ŞİİRSEL ADALET

8. İstanbul Bienali’inin kavramsal çerçevesi de olan bu başlık temelde bir edebiyat türünü anlatıyor. Kavram, yaratılan kahramanların yaptıkları eylemlerin ardından aynı süreç içinde kendilerini bulmalarını ifade ediyor. Başka bir deyişle herhangi bir yargıç olmadan adalet kendini gerçekleştiriyor. Bumerang gibi.

Yıldız Doyran’ın yapıtlarını belli bir çerçevede anlatabilmek için bu kavramı seçtim.  Her çalışmasında doğanın döngüsünden yola çıkan bu yapıtlar için belki de ilk söylenebilecek şey bu: “İlahi Adalet”. Doğanın kendini gerçekleştirmek için bir yargıca gereksinimi yok ne de olsa.

Yıldız Doyran’ın uzun sürece yayılan doğa çıkışlı çalışmalarının başlangıcında doğanın minimalist canlıları bitkiler yer alıyor. Sanatçının kendine mal ettiği ve sadece onlardan bir evren tasarladığı bu çalışmalar aynı zamanda farklı malzemeler (fotoğraf, yerleştirme, tuval)  kullanarak geniş alanlara yaydığı işler. Fotoğraf ve yerleştirmelerdeki tekil, seçmeci anlayışı tuvallerde çoğu zaman artık renk lekelerine dönüşmüş ve geniş alanlarda birbirleriyle ilişkiye geçen plastik kompozisyonlar olarak izliyoruz. Bu anlamda tuvaller diğer çalışmaların bileşimine dönüşüyor ve bitkilerle oluşturulan evren karşımıza plastik yapının en temel ögeleri olan form, renk ve kompozisyon ile çıkıyor.

Sanat tarihinin geçtiği uzun süreç boyunca doğa, sanatçılar için sonu gelmez bir kaynak oldu. Yalnız modern zamanlara geldiğimizde yeni yaratıcılar, her şeyde olduğu gibi doğayı yapıtlarına aktarış biçimlerinde de tüm ezberimizi bozdular. Çevresine bir kez daha bakan bu yeni sanatçı profili, ele aldığı konuyu taklidin ya da temsilin bir adım ötesine atıyor, yorumluyor daha da ötesi dönüştürüyordu.

Yıldız Doyran da 21. yüzyılın çağdaş yaratım yolunu izleyen sanatçılardan biri olarak yapıtlarında doğayı hayran olunan, büyüklüğü karşısında şaşkınlıkla izlenen bir olgu olmaktan çıkarıp içselleştiriyor. Doğanın bir parçası olarak kendini yapıtın içine katıyor. Bu anlamda üretim tekilden tümele ve tümelden tekile ama olabildiğince kişisel bir yol izliyor.

Onun bitkilerden ve onların oluşturduğu evrenden yola çıkan yapıtları giderek büyüyen bir döngüyü içine alarak farklı açılımları sergiliyor.

Bunun için sanatçının yaratım sürecine bakmak gerek. Doyran’ın yapıtı ortaya koyuş süreci sadece malzemeyle olan ilişkisiyle ilintili değil. Onun kendine ve ele aldığı konuya dair sorgulamaları bu sürecin parçasını oluştururken aynı zamanda yapıtın ortaya çıkışına dair de ipuçları sunuyor.

Yaşam-ölüm; varlık-yokluk, gelişim, dönüşüm, yapıtları ve yaratım süreçlerini bütünsel olarak algılayabilmek için sanatçı tarafından belirlenen kavramlar.

Onun çalışmalarında başlıkta da belirttiğimiz gibi şiirsel adalet doğanın adaletine dönüşüyor. İnsanın tüm anlamdırmalarının dışında soyut bir kavram olarak doğa, kendi zamanını yaşıyor ve içinde barındırdığı her canlıyı ve cansızı bu zamana ortak ediyor.

Yapraklar, bitkiler ve ölen diğer canlılar toprağa karışıyor, onların ölüme yattıkları yerden yeni ekinler çıkıyor. Denizlerin, göllerin, nehirlerin ve toprağın suları gökyüzüne karışıp kilometrelerce ötedeki başka canlılara yaşam veriyor. Bizim yaşam-ölüm; varlık-yokluk diye adlandırdıklarımız doğada bir dönüşüme işaret ediyor.

Bu yüzden Yıldız Doyran kendine ait kıldığı bitki evreni ile çıktığı yolculukta içinden geçtiği yaşama dair malzemesini ve anlatımını çoğaltıyor. Fotoğraflarındaki bitkiler çoğalıp tuvallere dökülüyor. Tuvallerden çıkıp ağaçların gövdelerinde büyüyen süngerlere dönüşüyor. Yaratıcı benin elinde süngerler yeniden oyuna katılıyor. Boyanıyor, değiştiriliyor.

Bizim yanından geçip gittiğimiz bir ağacın bir yaprağının üzerinde bir ipekböceği kozasını örüyor. İpekböceği kozanın içinde kelebek olmaya hazırlanırken insanoğlunun gözlerini kamaştıran ve uygarlıkların seyrini değiştiren kozadan incecik bir ip toprağa sarkıyor.

Ve bütün bunları bir sanatçının gözleri görüyor, elleri durmadan bu değişime ortak olma adına dönüşümü boyuyor, fotoğraflıyor, biçimlendiriyor, değiştiriyor, yerleştiriyor.

Doğanın adaleti onun kendi varlığını sürdürmekteki ısrarından kaynaklanmaz mı? Tıpkı sanatçının böylesi bir varlığı yeniden yeniden ortaya koyması gibi.

Sanatçının yaratıcılığı tüm sorgulamalardan ve farkındalıklardan sonra yeniden dönüştürme, değiştirme ve gösterme ısrarından kaynaklanmaz mı?

 

Nilgün Yüksel

Şubat 2006