Cart

Cart

İLK TAŞI GÜNAHSIZ OLANINIZ ATSIN

Julio Cortazar, Roberto Arlt’ın “Yedi Deliler” kitabı için yazdığı önsözde Arlt’ın hangi dile çevrilirse çevrilsin hayranlık uyandırdığından söz eder. Çünkü her ne kadar Arjantin’in bağrından kopup gelse de kelimeleri evrenseldir. Karakterleri de…

Görsel dilin en büyük avantajı, çevrilmeye gereksinim duymamasıdır. Ama açıklamaya ihtiyaç duyar, hatta bazen fazladan açıklamaya…

Gökhan Deniz resimlerinde ele aldığı temayla evrensel bir dil ortaya koyarak “fazladan”ı ortadan kaldırıyor. Kötülük, suç, masumiyet ve tanıklık… Dünyanın her yerinde karşılığı belirgin, uyandırdığı duygular aynı olan kavramlar.

“Kötü Adamlar” serisinde “Öteki Yüzün Hangisi?” adlı resim, temelde kendimizi görmeye dair bir göndermeyi içerir. İnsanlığa nergisi gibi bir iyileştiriciyi ve narsisizm gibi bir yaralayıcıyı miras bırakan Narsis, suda hangi yüzüyle yüzleşmiştir? Gökhan Deniz’in figürünün öteki yüzü hangisidir? Tam anlamıyla çıplak ve savunmasız olan mı? Baştan aşağı kuşanmış sert adam mı?

Yargıda aksi ispat edilinceye kadar herkes masumdur. Etik yargılarımızda genellikle suç işleyinceye kadar masumuzdur. Gerçekte “masum” ve “kötü”nün arasında ince bir çizgi vardır. Her suç işleyen kötü müdür? Kötü hep suça mı götürür? Peki ya iğreti suçlar? Anlık olanlar? Kötü bir tür tutsaklık mıdır? Ya da tutsak almak mı? İnsanların etrafına görünmez duvarlar örmek ne tarafa düşer? Bilip de bilmiyormuş gibi yapmak, görmemek, duymamak, konuşmamak insanı iyi mi yapar?

Masumiyet ne zaman bozulur? Büyüdüğümüzde? Suç işlediğimizde? Tanık olduğumuzda?

Gökhan Deniz’in çalışmalarına en büyük tanık doğa. Yargısız, sessiz doğa… Oysa insanoğlunun çoktan bekâretini bozduğu doğa tanık olduğu kadar intikamcıdır. Üstelik sabırlıdır. Kendisine yapılan müdahalenin öcünü almak için yüzlerce yıl bekler. Zamanı gelinceye kadar sırları saklar.

Munch’ın çığlığında sadece figür değil, tüm yapıt çığlık atar. Esrikleşmiş yaratıcının kalıplara hapsolmuş insanlığı kendisiyle yüzleştirmesidir Çığlık. Fon figüre uymuştur.

Gökhan Deniz’in yapıtlarında figürler açık sınırlarda dolaşır. Suçun simgesi olarak fütursuz ve çıplaktırlar. Kendilerini ne kadar açığa çıkarırlarsa o kadar gizlenirler. Figürler ve fon birbirlerinin var oluşuna, gizlenişine hizmet eder. İzleyici temayla tanıklığa, kompozisyonlar ortaklığa zorlanır. İzlemek çoğunlukla haz verir. Bir kez görülen için artık kafaları çevirmek olanaksızdır.

Sanatçı, plastik dilin ayarlarıyla oynayıp tuval içindeki hareketi figürden fona kaydırmıştır. Figürün anlık görüntüsü bir yandan sürekli devinen fonla karışırken diğer yandan statik dinamik ilişkisiyle tezat yaratır. Bu, aynı zamanda izleyiciyi algısını sürekli açık tutmaya götürür. Renk geçişleri kompozisyonu sınırları belirlenmiş bir döngü içinde birleştirirken, boyamalardaki hız, hareketi dışarı taşırır. Anlık patlamalar ise ne silah tutan ne de umarsızca tuvalden dışarıyı izleyen figürlerden kaynaklanır. Bir anlık uyanmayı sağlayan temelde aykırı renklerdir. Pastel tonların yoğunlaşması, soğuk renklerin sıcaklarla kırılması patlamanın etkisini arttırır.

Bir sanat eserini alımlamak çoğu zaman ödünlemeyi getirir. (…) gibi olmak ya da olmamak. Sonrası ise sorgulamadır.

Gökhan Deniz’in eserleri sorgulama için dürten yapıtlardan. Gerçekten masum muyuz? Ne kadar masumuz. Kötülük kavramıyla tanışmamış olmak hep iyiliği mi getirir? Tanık olmak saflığı bozar mı?

O zaman ilk taşı “Günahsız olanımız atsın”…

 

Nilgün Yüksel

Mayıs 2010