Cart

Cart

GÖK – DENİZ MAVİ, AĞAÇ YEŞİL

Hamit Görele’nin sanatına yaklaşmak hem Türk resim sanatı tarihini incelemek hem de bu alanda yapılan tartışmalara tanıklık etmek anlamına gelir.

Geçtiğimiz yüzyılın başında doğar Hamit Görele. 1928 yılında henüz 28 yaşındayken eğitim için Fransa’ya gönderilir.

Paris’in dünyanın merkezi olduğu zamanlardır bu dönem. Tüm Avrupa sanatsal bir uyanış yaşamaktadır. İzlenimcilik çoktan klasikleşmiştir. Kübizm ile birlikte Picasso ve Braque yeni sanatın kahramanları olarak ayakta selamlanırken, sürrealistler müstehzi bir gülümsemeyle onları izlemektedir. Birinci Dünya savaşının tüm dehşetini tuvallerine yansıtan Dışavurumcular artık başka arayışlara girmişlerdir. Her biçimiyle denenen soyut, sanat ortamındaki yabansılığından çoktan sıyrılmış, klasik sanatın ölümünü ilan eden Dadacılar, yeni ifade yöntemlerini denemeye başlamışlardır.

Yüzyılın en büyük ilk savaşının izlerini silmeye çalışan Avrupa, modern zamanların yaşayışını ve kültürünü yeniden inşa etmektedir. Yoksunluklarla boğuşan genç bir Türk sanatçısı çok fazla veri sağlamaktadır bu ortam.

Görele, Andre Lhote atölyesinde ve Akademie Moderne’de çalışmaya başlamıştır. Fransa’ya gidişinden sadece iki yıl sonra Montparnasse Bulvarı “Grand Galerie Moderne” de açılan karma sergide Cezanne, Matisse, Picasso, Bonnard ve Lhote gibi ressamların yapıtlarının yanında iki resmi yer alr: “Firavunun Eşi” ve “Odalık”.

Cézanne, Matisse, Bonnard ile karşılaşacak olmanın heyecanıyla gitmiştir Paris’e; ama Picasso ve Braque çok daha derin izler bırakmıştır onun ressam dimağında.

1933 yılında yurda döndüğünde başka bir birikim ve yeni sorgulamaları vardır artık resim sanatı üzerine. Özellikle Türk resminde sıkça tekrarlanan doğa temasına bakışı tamamen değişmiştir. Artık doğayı resmetmenin değil dönüştürmenin yollarını arar. Ona göre her doğa parçası güzel değildir ve sırf doğanın güzelliğini tuvale geçirmenin bir anlamı yoktur.

“Her doğa parçasının güzel olmadığını doğa âşıkları da bilir. Doğa güzelliği bile, renklerin oyunu ve düzeni oranında güzeldir. Mavi, gök ve deniz olduğu için değil, deniz ve gök mavi olduğu için güzeldir. Yeşil, ağaç olduğu için değil, ağaç, yeşil olduğu için güzel. Bulut da öyle, dağ da, kır da…”

Doğada her şey yerli yerindedir ve onu taklit etmek gerekmez. Artık Görele’nin çalışmaları geometri üzerine temellenmektedir. Ona göre yaşamının vazgeçilmez parçası müzik, matematiğe dayanmaktadır ve matematik de geometriye. Geometri insan zekâsının geliştirdiği en iyi buluşlardan biridir ve bunu açıkça sergilemek gerekir.

Bu yüzden Paris sonrası yapıtlarında geometrik biçimlendirmeler belirginlik kazanır.  Eserlerinde baştan beri baskın olan lirizm geometrinin eşlikçisi olur.

Figürleri ise giderek daha çok hacim kazanır. Modelden çalışma modle etmeye dönüşür. Giderek şekiller daha çok ilgisini çeker. Resmi, benzetmeci görüntülerden arınır, soyuta doğru evrilir. Yine geometri çıkışla yüzeyi parçalayarak yaptığı ilk soyut denemeleri, Türk resminde bu alanda yapılan ilk çıkışların yanında yer alır.

Kuşkusuz her ressamın bir dili vardır. Arayışları başka bir boyutta yeniden figüre ve peyzaja götürür Hamit Görele’yi. Kendisi de bir söyleşisinde doğadan soyuta geçmenin hiç kolay olmadığını figürün ise vazgeçilmez olduğunu belirtmiştir.

Soyut biçimlendirme giderek yiter yapıtlarında, yeniden lirizm hâkim olur onlara.

Paris’ten döndükten sonra bir süre Müstakil Ressamlar ve Heykeltıraşlar Birliği’ni destekler Görele. Onların yaptığı sergilere eserler verir. Ama her zaman uzak ve aykırı bir duruşu olmuştur onun. Türk resim sanatı tarihi içindeki yerini de bu duruşla alır.

 

Nilgün Yüksel