Bu sene yedincisi düzenlenecek Sanat Akmerkezde’denin gelenekselleşen sergi etkinliği sonbaharda gerçekleşecek, ama onun öncesinde iki ayda bir izleyici ile buluşturulacak sergiler planlanan, merkezin bünyesinde açılan ve Tunca Sanat Galerisi ile işbirliği yapan yeni bir galerinin ilk etkinliğinde çağdaş Türk resminin dört önemli sanatçısı yer alıyor.

Süreç, ard arda gelen olay, durum, akışlar bütünüdür.

Bu tanım süreç kelimesini açıklamaya yeter mi? eğer bir sözlük okuması yapıyorsak ve o anda sınırları belirlenmiş bir bilgiyi almaya koşullandıysak bu soruya kısa ve kesin bir yanıtımız olacaktır: Evet…

Oysa her ne kadar bize kronolojik dayatılsa da (tarihsel süreç) düz bir çizgiyi değil, kırılmalarla ilerleyen bir zamanı işaret eder.

Böylesi bir açıdan baktığımızda soyut yaratım, Türk resim sanatı tarihinde kırılma noktalarından biridir. Sözü dolaylandırmaya gerek yok. Çağı yakalayan sanatsal üretim Türkiye’de çok geç karşılığını bulmuştur. Ürkek dokunuşlarla başlayan plastik sanatlar alanındaki yaratımsa aynı zamanda gelenekten kopuşu simgeler ki bu kopuş, birkaç cümleyle özetlenebilecek hızlı, net, acısız bir ayrışmayı içermez.

Türkiye’de soyutun galerilerde yer buluşunun 1950’lere kadar uzandığı alanla ilgili herkes tarafından bilinir. Bu, aynı zamanda belli ifade kalıplarına sıkışmak istemeyen genç sanatçıların başkaldırışıdır. Kuşkusuz Türk resim sanatı geldiği noktada çağın ruhunu yakalamak adına yola çıkan o genç sanatçılara çok şey borçlu.

İşte, Sanat Akmerkez’de 7 etkinliğinde o başkaldıran sanatçılardan üçü ve onların mirasını kendi sanatçı kimliğinde değerlendirip ardından gelenlere aktaran bir sanatçı bir araya geliyor. Sabri Berkel, Abidin Elderoğlu, Adnan Çoker ve Mustafa Ata.

Sabri Berkel, Abidin Elderoğlu, Adnan Çoker’in ortak yönleri gelenekselle günü birleştirmek, tarihsel birikime çağdaş gözlüklerle bakmak olmuştur.

Sabri Berkel, kaligrafi mantığından yola çıkarak geometrik soyuta ulaşır. Titiz, pür bir resim anlayışı yaratır. Kandinsky’nin mantığıyla sanatın tinsel yönünü imlerken tuval üzerinde aklıyla gezinir. Salt plastik değerleri, soyut yaratımın getirdiği denge anlayışını ortay çıkarır.  Form, renk ilişkisini yüzeyde çözümler. Resme nasıl bakıyorsa yapıtını öyle ortaya koyar. Kaldı ki Sabri Berkel için resmin içinde ne olduğu önemli değildir. Son noktada bu disiplinin derdi formu, rengi ortaya koymak, plastik değerleri estetize etmektir. Belki de Sabri Berkel yapıtını böylesine içten kılan yaratımıyla kurduğu bir inanç ilişkisidir.

Abidin Elderoğlu’nun kaligrafi ile kurduğu ilişki daha belirgindir. Onun yapıtı Doğu-Batı sentezinin tüm ipuçlarını barındırır. Elderoğlu, Doğu’nun sezgisel bilgisini, kendiliğindenliğini Batı’nın disiplinli çağdaş üretim anlayışı ile birleştirir. Rengi yüzeyle buluştururken salt hattatın inceliğini ele almaz, jestüel hareketi kendine özgüdür, ortaya koyduğu lirizm ile durduğu yeri belirler.

Adnan Çoker’i anlatmak için sadece üç kelime seçilmesi istenseydi, bunlar kuşkusuz ses, form, ışık olurdu. Çoker’in bir dönem lirik soyutla oluşturduğu soyut resim anlayışında da müziğin izlerini görmek olasıdır. Son noktada üslubunu belirleyen geometrik yapıtlarında ise zaten biteviye tınılar yükselir. Çoker, yapıtlarının temelinde Selçuklu mimarisi olduğunu söyler. Bununla birlikte onun çalışmalarına sadece mimariye özgü konstrüktif bir anlayışla bakmamak gerek. Özelikle iç donanımda Selçuklu mimarisi olabildiğince sade, işlevsel, yormayan bir yapı sergiler. Böylesi bir açıdan bakıldığında Çoker resmi çıkış noktasıyla örtüşür. Onun yapıtları renk dahil her şeyden arınmıştır, siyahın, ışığın, tonlamanın bir araya geldiği net bir kurgu içerir.

Mustafa Ata’nın sanatsal yolculuğunu ise diğerlerinden ayırmak gerek. Ata, soyut dilin verilerini kullanan bununla birlikte figürle arasına mesafe koymayan bir anlayışla oluşturur yapıtlarını. Hareket eserinin merkezindedir. Ata’nın üslubunu bilenler onun ruh halini de okuyabilirler yapıtlarında. Bazen hareket fazlalaşır, hızlanır, resme daha çok şey girer. Yapıt bağırır. Sonra son işlerinde olduğu gibi dinginleşir, sadeleşir. Çağrışımlarla ilerler. Kelimeleri biraz daha sessizleşir. Hareketi anımsatır.

Sabri Berkel, Abidin Elderoğlu, Adnan Çoker ve Mustafa Ata yapıtları çokça kafamızı karıştıran modern, çağdaş, güncel kavramlarının karşılığıdır aslında. Tuvallerin tarihinin sanatçıyı kronolojik olarak izleyebilmenin dışında çok da önemi yoktur. Çünkü onların yapıtları eskimez. Zaman değerlerini arttırır. Oysa hepsi sanki dün yapılmış gibidir.

Nilgün Yüksel