Cart

Cart

Köprü Sanatı

Karantinadan en çok etkilenenler doğa belgeselcileri oldu. İnsanlar ile doğa arasında köprü kurabilmiş ve Sör ünvanlı David Attenborough gibi deha sanatçılar var. Bunları karantinada tutabilmek çok zor oldu. Yarım yüzyıldan fazladır kürede ayak basmadık yer bırakmayan gezegen sevdalısının hayvanlar ile dostluğu her türlü sosyal medya bağımlısının rekorlarını kırabilecek seviyede. Ama en önemlisi insanoğlunun gezegene yapmış olduğu etkinin en yakından şahidi. Korkunç bir gelecekte mi yaşayacağız yoksa milyonlarca türden hayvan ve bitki ile gezegeni yok etmeden birlikte yaşamayı başarabilecek miyiz sorusunu soruyor ve usanmadan bu soruya cevaplar arıyor. David Attenborough, 94 yaşında ve banka cüzdanı ile bir derdi yok. Gezegeni gelecek nesillere yaşanabilir şekilde bırakmaktan başka bir şey dilemiyor.  Okyanuslar, geniş stepler, amazon ormanları, buzullar, kum çölleri ve gezegenin vahşi yüzü ile sivil yüzü şehirler ve kalabalıklar arasında köprü olmaya devam ediyor.

Goriller ile aramızda ilk köprüyü kuran ABD’li etolojist olan Dian Fossey tam 18 yıl boyunca dağ ormanlarında onları gözledi. 1966’da gorilleri kaçak avcılara karşı korumaya çalışan primatolog, 1985 yılında vahşice öldürüldü. Fossey’nin öyküsü de belgesel-filme dönüştü. Şempanzelerin arasına karışıp onlardan birisi olarak uzun yıllardır onları gözleyen Jane Goodall aradaki köprüyü sağlamlaştırdı. Orangutanlar da şu an 74 yaşında olan Birutè Galdikas’e kalmıştı. Jane 84 yaşında ve Birutè Galdikas ile birlikte köprü olmaya devam ediyor. Bilim insanları doğa içinde gözlemlerini sürdürdükleri sırada gezegen de Soğuk Savaş yıllarını çok şiddetli bir şekilde yaşıyordu.

Bugün iyice ısınan gezegende Soğuk Savaş’ın nasıl bir şey olduğunu hatırlamak için Tom Hanks’in başrolde olduğu gerçek bir hikâyeden esinlenen ‘Casuslar Köprüsü’ filminin senaryosunu okumak çok iyi geldi. İlginç olan casus Abel’in Brooklyn Köprüsüne bakan dairesinde otoportreler ve köprüye bakan kıyılarda da değişik köprü resimleri yapması idi. Köprüler sanatçıların âşık oldukları mimari yapılardandır. Hele Brooklyn Köprüsü bunların arasında apayrı bir yere sahiptir. O köprüye âşık sanatçılardan biri Burhan Doğançay’dır. Tam bir sanat eseri olan köprünün periyodik onarımında köprü ile buluşmasına izin verilen Burhan Doğançay, muhteşem fotoğraflar çekmiştir. 1986-1987 yıllarında Burhan Doğançay sanatının zirvesine doğru yolculuğunda şehir ve insan arasında köprü olabilmeyi Brooklyn Köprüsü üzerindeki emekçiler ile dostluğuna borçludur. Sanatçılar doğanın içindeki muhteşem biyoçeşitlilik ile insanlar arasında olduğu gibi şehrin metal ve betondan oluşan yüzü ile insanlar arasında da köprü olmayı başarıyor.

Virüsle çok erken tanışmasına rağmen hayatta kalıp mücadeleye devam eden Tom Hanks karantinada seyredebileceğimiz yedinci sanatın başyapıtlarında harikalar yaratıyor. En son ‘Dünyadan Haberler’ filmi arka planda muhteşem bir Vahşi Batı gerçekliğini gözlerimizin önüne serdi. Arka plandaki gerçeklik Amerika Kıtasının batısından doğusuna ve Alaska’dan Hawaii’ye kadar belgeleyen belgeselci Ken Burnes’ü hatırlattı. Amerika kıtasının tarihini başından sonuna eksiksiz anlatan Ken Burnes kariyerine bir köprü hikâyesi ile başlamıştı. Brooklyn Köprüsü. 1981 yılında çekilen belgesel bir şehrin ve bir kıtanın hafızasında kurulan köprülerin ilki oldu. Tek bölümden oluşan ve görece kısa sayılabilecek belgesel içinde büyük bir hazine saklıdır. Belgesel için Columbia ve Rutgers Üniversitesi, New York ve Brooklyn Kütüphanesi, Metropolitan Sanat Müzesi, Whitney Müzesi, Newark Müzesi, New York Şehir Müzesi ve tabii ki Guggenheim Müzesi hafızasını Ken Burnes ile paylaşmış daha birçok kurumun arşivlerinden faydalanılmıştır. Arthur Miller hem sesiyle hem de yorumları ile destek vermiştir. Köprüye sadece Burhan Doğançay değil George O’Keefe, Joseph Stella, John Marin, Albert Gleizes, Erica Klein, Berenice Abbot, Walker Evans, Edward Steichen, Bill Arnold gibi sayısız sanatçı âşık olmuştur. O köprüye ilk görüşte âşık olanlardan biri de benim.

Baba oğul John A Robbling ve Washington Robling sayısız köprü yapmış birer mühendis idi ama aynı zamanda sanatçı idiler. İngilizce bilmeyen işçiler için kendi elleriyle talimatlarını suluboya resimlerle hazırlayan John A Robling bir deniz kazasında hayatını kaybedince oğlu o resimler sayesinde işi tamamladığında henüz daha 27 yaşında idi. Bir köprüyü hayal edip onu resme dökemezseniz asla gerçekleştiremezsiniz. Teknik resimler aynı zamanda birer sanat eseridir ve insanlık primatlardan, muhteşem gezegenin biyo-çeşitliliğinden bu özelliği ile ayrılmıştır. ‘Hayal bahçelerinde’ dolaşabilme ve bunu gerçekleştirebilmeleri sayesinde.

Bilim ve sanat insanları şehirlerde ve kürenin geri kalan her yerinde doğa ve şehirler ile insanlar arasında köprüler kurmaya ve bu köprüleri yaşatmaya devam ediyor. Sanatçılar da bu köprülere âşık olmaya devam ediyorlar. Ama en önemlisi bu sanatçıların, bilim adamlarının ve mühendislerin hafızalarını saklayacak hazine sandıklarının olmasıdır. Müzeler ve kütüphaneler bu aşk hikâyelerini sonraki kuşaklara aktaracak define adaları gibidir. Ken Burnes, David Attenborough ve sayısız belgeselci bu hafızaları bize ulaştırmaya devam ediyor. Seyredin